Yagmurunsesi’s Weblog

Just another WordPress.com weblog

  •  

    Mayıs 2008
    M T W T F S S
    « Mar   Jun »
     1234
    567891011
    12131415161718
    19202122232425
    262728293031  

Arşiv Mayıs 12th, 2008

Şu anda bir rüyada olmadığınızı ispatlayabilirmisiniz?

Yazan: yagmurunsesi Mayıs 12, 2008

İnsanlar rüyalarından uyandıklarında o ana kadar görmüş olduklarının hayal olduğunu anlarlar, ama “uyanma” görüntüsüyle başlayan ve adına “gerçek hayat” dedikleri hayatın bir hayal olabileceğinden nedense hiç kuşkulanmazlar. Oysa, “gerçek hayatımız” dediğimiz görüntüleri algılayış şeklimiz, rüyalarımızı algılayış şeklimizle tamamen aynıdır. Her ikisini de zihnimizde görürüz. Ve rüyalarımızdan uyandırılmadığımız sürece, onların bir hayal olduğunu anlamayız. Ancak uyandığımız zaman “demek ki gördüklerim bir rüyaymış” deriz.

RÜYADAKİ DÜNYA İLE ŞİMDİ ALGILADIĞIMIZ DÜNYA ARASINDAKİ FARK NEDİR?

İnsanlar için gerçek olan; elle tutulan, gözle görülen şeylerdir. Ama duyu organlarımızın bizi yanılttığından söz ettik. Dış dünyanın gerçeğine bilimsel olarak da hiçbir zaman ulaşamayacağımızı vurguladık. Bilimsel açıklamaların yanı sıra içinde yaşadığımız bu algılar evrenini rüya benzetmesiyle açıklamak da mümkündür. Rüyada da “elinizle tutar, gözünüzle görürsünüz”, ama gerçekte ne eliniz vardır, ne gözünüz, ne de görülüp-tutulacak bir şey. Bütün bunları beynin dışarısında sağlayan hiçbir maddi gerçeklik yoktur. Açıkça aldanırsınız.

Peki gerçek yaşamla rüyayı ayıran nedir? Gerçek yaşamın sürekli olup, rüyanın kopuk kopuk olması ya da rüyada farklı sebep-sonuç ilişkilerinin bulunması mı? Bunlar temelde önemli farklar değildir. Çünkü sonuçta her iki yaşantı da beynin içinde oluşur.

Rüya sırasında gerçek olmayan bir dünyada rahatlıkla yaşayabiliyorsak, aynı şey pekala içinde bulunduğumuz dünya için de geçerlidir. Rüyadan uyandığımızda gerçek yaşantı dediğimiz daha uzun bir rüyaya başlamadığımızdan hiçbir şekilde emin olamayız. Rüyayı hayal, dünyayı gerçek saymamızın nedeni, sadece alışkanlıklarımız ve ön yargılarımızdır.

Ve bu durum, belki de bir gün, şu anda yaşadığımızı sandığımız dünya hayatından aynen rüyadan uyandırıldığımız gibi uyandırılabileceğimizi gösterir. İşte bu nokta çok önemlidir ve üzerinde mutlaka düşünmek gerekir.

Bunun için rüya örneğini biraz daha derinlemesine düşünmekte yarar vardır. İnsan, rüyasında çok gerçekçi olaylar yaşayabilmektedir. Merdivenden yuvarlanıp bacağını kırabilmekte, ciddi bir trafik kazası geçirebilmekte, bir otobüsün altında kalabilmekte, acıktığında bir pasta yiyip doyabilmektedir. Günlük yaşamda rastlanan olayların benzerleri rüyada da aynı inandırıcılıkla, aynı hislerle yaşanmaktadır. Bu da göstermektedir ki yemek yemek, dokunmak, sertlik hissetmek gibi algılar hiçbir zaman maddenin somut varlığının ispatı olamazlar. Çünkü bu hisler aynı netlikle rüyada da yaşanmaktadır. Ancak maddeyi mutlak varlık olarak kabul eden materyalistler bu noktada büyük bir kavrayış bozukluğuna sahiptirler. Maddenin varlığını ispatlamak için yukarıdakilere benzer örnekler verirler. Çarpık mantıklarına göre taşlara tekme attıklarında ya da tokat yediklerinde acı hissetmeleri, pasta yediklerinde doymaları, insanların otoyolda otobüs gördükleri zaman ezilmemek için kaçmaları maddenin fiziksel varlığının ispatıdır. Anlamakta zorluk çektikleri nokta ise, taşa vurduklarında duydukları acı, pastayı yerken aldıkları tat, otobüs çarpması sırasında yaşanan sertlik ve ağrı gibi bütün algıların da yalnızca zihinde oluştuğudur.

Oysa rüyasında kendisine otobüs çarptığını gören bir kişi yine rüyasında, kaza yaptıktan sonra gözünü hastanede açabilir; sakat kaldığını anlar ama aslında bu bir rüyadır. Yine rüyasında; bir trafik kazasının ardından öldüğünü, ölüm meleklerinin canını aldığını, ahiret hayatının başladığını görebilir. (Bu olay, rüya gibi bir algı olan gerçek dünya hayatında da aynı şekilde yaşanır.) Rüyasında yaşadığı tüm bu olayların görüntülerini, seslerini, sertlik hissini, acıyı, ışığı, renkleri, her türlü hissi gayet berrak bir şekilde algılamaktadır. Rüyada muhatap olduğu algıların tümü gerçek yaşamdaki kadar doğaldır. Rüyasında yediği bir pasta algılardan ibaret olmasına rağmen karnını doyurur. Çünkü doymak da bir algıdır. Oysa ki, gerçekte o anda kişi karanlık bir odadaki bir yatakta uzanmış durumdadır. Ortada ne merdiven, ne trafik, ne otobüs, ne pasta bulunmaktadır. Rüyadaki kişi, dış dünyada karşılıkları bulunmayan algı ve hisleri yaşamakta ve görmektedir. Rüyada, “dış dünya”da hiçbir maddi karşılığı bulunmayan olayların yaşanıyor, görülüyor, hissediliyor olması, “dış dünya”nın tamamen algılardan oluştuğunu çok net biçimde ortaya koymaktadır. İster rüyada olsun, ister günlük yaşamda olsun, görülen, yaşanılan, hissedilen şeylerin hepsi birer algıdır.

Trafik kazası örneğini ele alalım: Bu kazada, otobüsün altında ezilen kişinin beş duyu organından beynine giden sinirler, bir başka insanın beynine paralel bir bağlantıyla bağlansa, kazadaki kişiye otobüs çarptığı anda, o sırada evinde oturmakta olan kişiye de otobüs çarpacaktır. Daha doğrusu, kaza geçiren adamın yaşadığı hislerin tamamını, bir müzik teybine bağlanan iki ayrı kolondan aynı şarkının dinlenmesine benzer biçimde, evinde oturmakta olan kişi de yaşamaya başlayacaktır. Bu kişi evinde oturduğu halde otobüsün fren sesini, otobüsün vücuduna değmesini, kırık kol ve akan kan görüntülerini, kırık ağrılarını, ameliyathaneye sokuluşunun görüntülerini, alçının sertliğini, kolunun güçsüzlüğünü hissedecek, görecek ve yaşayacaktır.

Kazadaki adamın sinirleri kaç kişiye bağlansa bunların hepsi, kazayı başından sonuna kadar yaşayacaktır. Kazadaki adam komaya girse, hepsi komaya girecektir. Hatta, söz konusu trafik kazasına ait algıların tümü bir alete kaydedilse ve bu algılar bir başka kişiye sürekli başa alınarak verilse, bu kişiye de defalarca otobüs çarpacaktır.

Peki o halde, hangisine çarpan otobüs gerçektir? Materyalist felsefenin bu soruya verebileceği çelişkisiz bir cevap yoktur. Doğru cevap, trafik kazasını hepsinin kendi zihinlerinde tüm ayrıntılarıyla yaşadığıdır.
Pasta ve taşa tekme atma örnekleri için de durum aynıdır. Pasta yiyince karnında pastanın şişliğini ve tokluğunu hisseden kişinin duyu organlarına ait sinirler paralel olarak ikinci bir kişinin beynine bağlansa, birinci kişi pasta yediği ve doyduğu anda o kişi de pasta yiyecek ve doyacaktır. Taşa tekme atınca ayağı acıyan materyalistin sinirleri paralel olarak bir başka kişiye bağlansa, bu kişi de taşa vuracak ve canı acıyacaktır.

Peki hangi pasta ve hangi taş gerçektir? Materyalist felsefe, buna da çelişkisiz bir cevap veremez. Doğru ve çelişkisiz cevap şudur: Her iki kişi de pastayı kendi zihinlerinde yiyip doymuşlardır. Her iki kişi de, taşa tekme atış anını tüm detaylarıyla kendi zihinlerinde yaşamışlardır.

Bu durumda insanın algılarını aşması ve dışarı çıkması mümkün değildir. Yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi bir insanın ruhuna, gerçekte bir bedeni, maddi varlığı ve ortada maddesel herhangi bir ortam olmadığı halde tüm bunları seyrettirmek mümkündür. Öyle ki kişi bunu kesinlikle anlamayacak ve izlettirilen 3 boyutlu mükemmel görüntüleri gerçek zannedip, varlığından da son derece emin olacaktır. Çünkü her insan duyu organlarına bağımlıdır. Ayrıca rüya ile gerçek yaşam arasında belirgin bir fark olmadığı da bu örneklerde açıkça görülmektedir. Bunun gibi şu an yaşadığımız hayatın da bir tür rüya olmadığından hiçbir zaman emin olamayız.

Kaynak: Bilinmiyor

Yazı kategorisi: ilginc yazılar | Etiketler: | Yorum Yok »

mütebbel

Yazan: yagmurunsesi Mayıs 12, 2008

6 adet iri kebaplık patlıcan, 1/2 kg süzme yoğurt, 4 diş sarımsak, 1 tatlı kaşığı tuz, 1 çorba kaşığı tereyağ, 1 çorba kaşığı file antep fıstığı.

Patlıcanları ocakta veya mangalda közleyin.Bu arada 4 diş sarımsağı tuz ile döverek süzme yoğurda katın.Çırpma teli yardımıyla krema kıvamına getirin.
Közlediğiniz patlıcanları irice kıyın ve sarımsaklı süzme yoğurda ekleyin.Karışımı
ısıya dayanıklı bir kaba alıp,150 derece fırında 10 dakika ılıtın.Karışım ılınırken
1 çorba kaşığı file antep fıstığını 1 çorba kaşığı tereyağında kavurun.Fırından aldığınız ılık karışımın üzerine dökerek hemen servis ediniz.

resim kaynak: http://www.tike.com.tr/yemek/mutebbel.asp

Yazı kategorisi: Yemek Tarifleri | Etiketler: | Yorum Yok »

”Klavyede Çok Hızlı Yazarım” Diyorsanız; Şimdi Başarınızı Dünyaya Gösterme Zamanı

Yazan: yagmurunsesi Mayıs 12, 2008

Klavyede hızlı olduğunuzu mu düşünüyorsunuz? Ne kadar hızlı yazdığınızı online arenada dünyaya ispatlamanın en zevkli yolu, TypeRacer hızlı yazma yarışı.

“Dakikada 80 kelimeyi gözlerim kapalı yazarım, arkadaşlarım bana daktilo der” diyenlerdenseniz, bunu ispatlamanın artık çok eğlenceli bir

yolu var. Hızlı yazma olimpiyatları dört yılda bir olmasa da günün her anı TypeRacer‘da online olarak düzenleniyor. Oyunda diğerlerine karşı yarışabileceğiniz gibi yeteneklerinizi geliştirmek için pratik de yapabilirsiniz.

Herhangi bir kayıt veya e-posta işlemi gerektirmeyen TypeRacer hakkında size üç tavsiyemiz var: İlki, yazılar İngilizce olduğu için özellikle yabancılarla müsabakalarda geride kalırsanız güveninizi kaybetmeyin. İkincisi de, kayan yazıları tam olarak göründüğü şekliyle (büyük harf ve noktalama işaretlerine dikkat ederek) girin. Son olarak da, klavyenin hakkını vermeyi ihmal etmeyin.

Yazı kategorisi: Haber | Etiketler: | Yorum Yok »

Hi-Fi Pazarında Yeni Hedef Kitle

Yazan: yagmurunsesi Mayıs 12, 2008

Konuyla ilgili olanların da takip ettiği gibi kaynak cihaz olarak bilgisayarlar, Audio Serverlar, USB/Firewire bağlantılı DAC’lar (Digital Analog Converter), High Definition kayıtlar vs. artık geri dönüşü olmayan bir şekilde hayatımıza girdi. Hergün bir firma yeni, ucuz-pahalı bu tür kaynak cihazları piyasaya sürüyor. Bu yeni nesil cihazların kalitelerinin (ki buna mp3 çalıcılar da dahil) hiç de düşünüldüğü gibi kötü olmadığı, hatta çok başarılı oldukları önyargılar kırıldıkça gittikçe daha fazla yazılır çizilir oldu.

Bütün bunlar olurken firmaların karşısına yeni pazarlama problemleri çıktı. Imalatı genellikle Çin’de yapılan bu tür aletlerin fiyatlarını uygun seviyelerde tutabilmek için imalat adetlerinin de büyük olması şarttı. Şimdiye kadar butik imalat yapan çoğu Audio firmasının hedefi az adet, yüksek fiyat ve haliyle yüksek kârdı. Tabii yeni sistemde bu pazarlama stratejisi pek işlemiyor.

Tam tersine çok adet, uygun fiyatlı alım ve satım, değişik pazarlama kanalları, yüzde olarak daha düşük kâr marjı hedeflenmesi lazim. Öztürkçesi bu işte başarılı olunması için sürümden kazanç olması gerekiyor.

Bu tür bir hedef kitle de sadece I-Pod/I-Tunes ahalisi olabilir. Statistiklere göre dünyada 120 milyon kişi I-Tunes kullanıyormuş. Dünyada toplam kaç kişinin PC’lerinden müzik dinlediği ise meçhul. Herhalde 120 milyonun çok üstündedir.

Yeni çıkan DAC, Ampli vs. aletlerin hemen hemen tamamı bu segmente göre tasarlanmış diyebiliriz. Hatta yukarıda ki resimde de gördüğünüz gibi Sherwood firması ön panele I-Pod bile yazmış. Hatta son çıkan “Stereo Mecmuası”nda I-Pod docklu bir High-End Jadis lambalı ampli resmi bile vardı.

Esas hedeflenen ise bu kitleye FLAC gibi lossless formatların daha iyi çaldığını anlatmak ve aynı zamanda ellerindeki düşük kaliteli MP3 dosyalarını daha iyi çalacak şekilde tasarlanmış kaliteli ve uygun fiyatlı aletleri piyasaya sunmak. Mesela yazılanlara göre lambalı pre-katı olan bir ampli, 128kbps MP3′leri daha başarılı çalıyor(muş).

Istanbul’da metroya, vapura veya herhangi bir toplu taşıma aracına binin, gençlerin büyük çoğunluğunun mini MP3 çalarlarından ve kulaklıklarından keyifle sevdikleri müzikleri dinliyor olduklarını göreceksiniz. Yani çok ciddi bir potansiyel müşteri kitlesi mevcut.

Dünyada bu 120 milyonluk kitleden çok küçük bir bölümün, mesela %1′inin fikri değişse bu 1.2 milyon yeni müşteri eder. Rakam müthiş, bakalım bütün bu çabalar I-Pod jenerasyonunun bir kısmını daha kaliteli aletler almaya iknaya yetecek mi?

Tabii yeni çıkan High definition 24bit/96khz’lik kayıtlar ve çok yakında 24/176.4 ve 24/192khz’lik kayıtların internet yoluyla satılacak olması kaliteli müzik dinleyen odyofil kitleyi de CDP’lerinden vazgeçirterek ek olarak bu saflara çekecektir. Belki de yakında 1.124bit/132.345khz’lik kayıtlarda görebileceğiz.(mesela) Teknolojinin bu hızlı gelişmesinde hiçbirşey sürpriz olmayacaktır.

Bekleyelim ve görelim!!! Çok enteresan bir dönemden geçiyoruz, dışarıdan izlemesi zevkli ve öğretici, ama şu anda sektörün içinin çok stresli ve sıkıntılı olduğu kesin.

Yazı kategorisi: Teknoloji | Etiketler: | Yorum Yok »